ESKİŞEHİR YERİNE AVRUPA’YA GELDİK GALİBA!

 

            Nisan ayının 12 nci günü pırıl pırıl bir Ankara Sabahında, Vedat DALOKAY Nikah Salonu önünden hareket eden otobüsteki Ödemiş’liler ve Ödemiş seven misafirler nereden bileceklerdi 3 saat sonra bir Avrupa kentine ayak basacaklarını….

            Günlerdir programlar yapılmış ve uygulamaya konulmuştu. Derneğimiz faaliyetlerinden birini daha gerçekleştirmeye başlıyorduk. Çok rahat ve neşeli bir yolculuk sonunda Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Kampüsü girişi önünde rehberimiz Cemalettin OGUZ’u da otobüsümüze alarak programımızın ana bölümü derhal işlemeye başladı. Önce Yunus Emre Kampüsü içine girdi otobüsümüz. Tertemiz yolları, ağaçları, çiçekleri ve binaları ile burası gerçek bir üniversite görünümünde idi. Yerleşimin her şeyi ile durmuş, oturmuş bir hali vardı ve hayranlıkla izledik. Açık öğretim dahil 1.000.000 öğrencisi varmış. 2000 de öğretim görevlisi. Otobüsümüz, bizi buradan hiç vakit kaybetmeden şehir merkezinden geçen meşhur Porsuk Çayı üzerindeki köprülerden biri üzerine bıraktı. Buradan 100 metre ötedeki bot/tekne iskelesine kadar yürüdük. Bizleri iki adet üstü cam kaplı tekne hazır bekliyordu. Düzgün kıyafetleri ile kızlı erkekli tekne personeli bizleri bekleyen iki bota yerleştirdiler. Tekneler sanki Paris Sen Nehrindeki veya Amsterdam’daki teknelerdi. Tekneler hareket etti, 3km gidip geri dönecekmişiz. Öylede oldu. Birbirinden güzel köprülerin altından geçerek, şehrin bu bölümünü resimlemeye çalıştık. Kıyı ve çevre özenle düzenlenmiş, binalar, altında dükkanlar, cafeler ve çiçek açmış ağaçlar. Dikkatimizi çeken bir konu da  porsukta çalışan tekneler ve gondollar, belediye bünyesinde kurulan bir atölyede imal ediliyormuş. Sanki burası VENEDİK!. Porsuk’ta gezdiğimiz bölümden daha ileriye 5km ile geriye de 5km aynı şekilde düzenlenip, hizmete girecekmiş. Tekne turumuzu bitirip, köprü üzerinde çekilen toplu fotoğrafların ardından yeniden otobüsümüze bindik, o da bizi Odun Pazarı Mahallesine götürdü.

            Burası Büyük Şehir Belediyesi tarafından restorasyonları yapılarak kente kazandırılan evlerin, hanların, camilerin bulunduğu bir bölge. Önce burada “Çağdaş Cam Sanatları Müzesi”ni ziyaret ettik. Üç tarihi evin birleştirilmesi ile elde edilmiş olan Cam Sanatları Müzesi, şehir müzeleri kompleksinin bir parçası olarak oluşturulmuş. Burada 50 civarında yerli ve yabancı cam sanatçısının, resim-heykel gibi eserleri sergileniyor. Görülmeye değer her biri. Müze içinde birde çocuk tiyatrosu oluşturulmuş. Müze Müdürü Sayın Bozkurt ÜNGÜR, bize bu müze ve odunpazarı bölgesi ile ilgili oldukça geniş bilgiler verdi. İşini çok severek yapan bir müdür izlenimi verdi. Kendisine teşekkür ettik.

            Buradan yürüyerek “Atlı Han” adı verilen, avlu ortasında fıskiyeli havuzu bulunan, iki katlı bir hana geldik. Burası hediyelik eşya ve el sanatları dükkanlarının bulunduğu bir çarşı. Burada kimimiz çay kahve içip dinlenirken kimimiz çarşıyı gezdi.Buradan yine yürüyerek içinde lületaşı ustalarının göz nuru lületaşından yapılmış eserlerinin sergilendiği “Lületaşı Müzesi”ne geçtik. Burası Kurşunlu Camii ve Külliyesinin bir parçası. Heykelcikleri beğeni ile izledik. Aşhane binası ve Kurşunlu Camii şu anda restorasyonda. Ama caminin tavan süslemelerinin görülmeye değer olduğunu belirtmeliyiz. Hepsi Osmanlı Mimarisi olan bu külliye, geleceğe uzatıyor ellerini.

            Burayı da gördükten sonra, bir grup “Atlı Han” civarında kalan arkadaşlarımızın civardaki fırınlardan Eskişehir’in bayatlamayan ekmeklerinden aldıklarını gördük. Saat 13:30 u geçti . Misafirler “acıktık” demeye başladılar artık. Otobüsümüzü dolduruyoruz yeniden. İstikamet doğruca “ÇİBÖREK”ciye (Biz çiğbörek bilirdik bu böreği ama burada çibörek diyorlar). Altlı üstlü büyük bir çibörekçinin üst katında, bizlere ayrılmış özel 50 kişilik salondaki masalarımıza yerleşiyoruz. Önce çorbalarımız, ardından tatar böreği, çibörekler ve yeşillikler ve de ayran gelince açlıklar iştahla gideriliyor. Herkes ohhdiyor. Çay, kahve ikramından sonra keyifler yerine geliyor, yine otobüsümüzü dolduruyoruz. Kaldığımız yerden devam, istikamet Osmangazi Üniversitesi Kampüsü. Bu üniversiteye Anadolu Üniversitesinin yavrusu diyor rehberimiz. Kendisi de burada yüksek lisans öğrencisiymiş. Kampüsü de otobüsle dolaştıktan sonra, Sazova Şehir Parkına geliyoruz. Burada bir Korsan Kalyonu var, havuz kenarına koymuşlar, ancak tamir ve bakımda olduğu için parka girmiyoruz. Uzaktan bakıyoruz sadece. Bu parkın dışı o kadar kalabalık ki her yer araba dolu ve park insanlarla dolup taşmış vaziyette. Onun için burayı uzaktan görüp yolumuza devam ediyoruz. Biraz sonra tranvay yoluna ve tranvay duraklarına geliyoruz. Kimi Ödemişliler “tranvaya binerek nostalji yaşayalım” diyorlar. Arzularını yerine getiriyoruz ve bir durakta 10 kişiyi tranvay yolculuğu için otobüsümüzden indiriyoruz.  Onlarla yeni garajlar civarındaki “Kent Park”ta buluşacağız.

            Tranvay Projesinin adı “ESTRAM” imiş, 16km lik tranvay hattı ilavelerle şehri donatıyor. Biz yolumuza devam ederek Kent Parkına geliyoruz ve otobüsümüzden inip parkın yaya yollarına dalıyoruz. Park Eskişehirlilerin istilasına uğramış adeta, her taraf bakımlı, çiçeklerle ağaçlarla, heykellerle donatılmış. O da ne bir köprünün üstüne çıktığımızda görüyoruz ki Eskişehir’e plaj gelmiş, kumsal, soyunma kabinleri, güneşlenme şezlongları, yüzme havuzları, soyunma kabinleri… Kısacası inanmazsınız ama Eskişehir’e DENİZ GETİRMİŞLER… Henüz güneşlenen ve yüzen kimse yok ama belli ki burası Eskişehir’in Denizi. Burada geleneksel hale gelmiş KANO yarışları yapılıyormuş!. Hemen fotoğraf makinelerimiz ile  manzarayı ölümsüzleştirmeye çalışıyoruz. Havuzun suyu o kadar temiz görünüyor ki renkli süs balıklarının resimlerini bile çekiyor arkadaşlarımız.

            Otobüsümüz Kent Parkının bir başka kapısında bizi bekliyor. Bu seferde otobüsümüze geldiğimizde iki arkadaşımızı kaybettiğimizi anlayıp aramaya koyuluyoruz. Aramalar taramalar müspet netice veriyor, onları buluyoruz. Ama bu kerede otobüsümüzün bir arızası ile karşılaşıyoruz. Kent Park bizi epeyce oyalıyor. Tranvay turuna katılanlarla buluşup otobüsümüze doluşuyoruz. Şoförümüz bizi yavaş yavaş şehir merkezindeki “Haller Gençlik Merkezi”ne ulaştırıyor. Onlar otobüsün arızasını gidermek için otobüs garajına doğru giderken bizler de meşhur gül suyu dökülmüş “Su Muhallebisi” ni veya tercihen keşkül, süpangle, sütlaç v.b. ni kaşıklamak üzere küçük kafelere doluşuyoruz. Kimimiz dinlenip çay, kahve yudumlarken kimimiz de bu eski “HAL”den bozularak restore edilmiş binadaki turistik eşya satan dükkanlara dağılıyoruz. Eski hal binası özenle fonksiyonel kullanımlı alanlara dönüştürülmüş, üst katta da gençlere ait salonlar, bilardo, sergi salonu ve benzerlerine yer verilmiş. Burada bir güzel yorgunluk atıyoruz. Bu tesisin yanında birçok yapının, örneğin bir silonun otele dönüştürülmesi gibi yapılardan, geceleri aydınlatılarak camilerin kente ayrı bir güzellik kattığını öğreniyoruz. Alt yapının, parkların, yolların, göletlerin yapıldığını gözlemliyoruz. Hele Kent Parkındaki çiçeklerin, kentin her yerine yerleştirilmiş heykellerin Eskişehir’de üretildiğini öğrenince şaşırıyoruz.

            Kentte İşlik Evleri açıldığını, Nostaljik Faytonların hayata geçirildiğini, Eskişehir Şehir Tiyatroları, Senfoni Orkestrası, Şehir Operası gibi sanat ve kültür merkezlerinin kurulmuş olduğunu imrenerek öğreniyoruz. Eskişehir ayrıca bir kaplıca ve hamamlar kenti. Büyükşehir “Etüv Hamamı” yanında birçok özel hamam da bulunuyor. Ama bütün bunları bir günde görmek, gezmek olası değil. Konaklamak gerekir. Eskişehir’i daha önce görenlerin de hayretle izlediği değişiklikler nedeniyle iyi ki buraya gezi tertiplemişiz dedirtti bize. Bir belediye başkanının, bir “Eski” şehri yeni ve Avrupai bir kent haline istenirse getirebileceğine birlikte şahit olduk. Bir mimar ve kent planlayıcısı olarak ben de, kağıt üzerine çizilenlerin nasıl hayata geçirilebileceğini gıpta ile izledim ve gözlemledim ve yoğun bir şekilde Eskişehir’e neden turistik turlar düzenlenmekte olduğunu anlamış oldum. Biz de Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanını gönülden kutluyoruz. Şimdi anladınız mı neden “Eskişehir yerine Avrupa’ya geldik galiba” diye başlık attığımızı. Kaçıranlar ve göremeyenlere DUYURULUR…

Yeni bir etkinliğimizde tekrar buluşmak üzere…

 

                                                                     M. Ruhi GÜLLER

Ankara’daki Ödemişliler Kültür ve Dayanışma Derneği

                                                                     Yönetim Kurlu Başkanı