İzmir1.JPG


İzmir idareciler Bülteni


iZMiR:

ÇOCUKLUK  VE  GENÇLiK  YILLARIMIN ANLAMLI ŞEHRi

Ergun TEZEL

                                                                                                                      E. Vali Yardımcısı - Kamu Yönetimi Uzmanı

Önce,1940'lı yıllardan başlamak istiyorum İzmir'de anılarıma. 0 tarihlerde Karantina idi bu semtin adi. Bundan öncesinde Kokaryalı derlermiş. Ben, Güzelyalı adını daha çok severim. Konak'tan Üçkuyular'a kadar uzanan tramvay hattının vatman ve biletcileri, anılarımdaki sıcaklığını halâ korur, biz cocuklara örnek olurdu, onlarin kibar davranışları. İki vagonlu idi bu tasima aracları. Sanırım öğrenci bilet ucreti 5 kurus, buyüklerinki de 10 kurustu. Tepesinde elektrik baglantısını sağlayan beyzi demirini ben, bir gelinin basındaki taca benzetirdim. Cocukluğumda Odemis'te evler arasında yapılan sade düğünlerde gördüğüm gelin başlığı demek ki beni cok etkilemiş. Tramvaylar da bir gelin gibi süzülürdü. Sonra, Mithatpasa'daki Hisar Camiini sağda bırakır, Güzelyalı'ya dogru yuzünü dönerek yol alırdı. Güzelyalı durağı, 177. sokağın hemen önünde idi. Sanki yorulmuşçasına bu durakta soluklanırdı. Çoğu ticaretle ugrasan semt halkını evlerine kadar taşımanın mutlu ifadesini, ön tarafindaki gözlerindeki ferinde (farlannda demek istedim) okurdunuz. Ya da ben, böyle duyguya kapılırdım. Tramvaylann dış cepheleri koyu yesil ve koyu kirmizi renklerindeydi, diye hatırlıyorum. Oturma yerleri, tek ve cift sirali olmak üzere düzenlenmisti. İzmir Atatürk Lisesi'nde okudugum 1950'li yillarda, tramvayların yerini bu kez lastik tekerlekli troleybüsler aldi. Sabah olunca kepenklerini erkenden acmak isteyen ticaret erbabi, ellerindeki gazeteleri okuyarak o güne ait havadisi öğrenmenin onuru ve gururu ile yollarına devam ederlerdi. Aylardan ocak ise, Ege tütün piyasasi hakkinda bir haber soracak olana, ilk haberi veren kisi kendisi olmak istercesine bir duyguya kapılırdı. Belki ben de böyle düşündüğüm icin bu duygularımı dışa vurmus oluyorum. Nerdeyse asırlık bir gecmişe sahip izmir Ticaret Gazetesi'ni ben o yillardan hatirliyorum.

Anilarim arasinda sicakligini hala sürdüren bir baska olay da şöyle; Annem, Hisar Camii imami bestekar Rakim ELKUTLU'yu (1868-1948) Karantina'daki yakin komsularımdan biri olarak tanıdığımdan soz ederdi, bana. ibadet sirasinda Rakım Hocanın, basina taktigi takkesinin her zaman cok temiz oldugunu anlatirdi. Sakin tabiatlı bir kişiliğe sahipti, komsumuz derdi. Evin ici biraz dağınıkmış. Takkesini, duvardaki tahta raf üstune kendi elleriyle koyar, kimseye vermezmis. Temiz olmasının sebebi bu olsa gerek. O yillara ait bu animi sizlerle paylasmak isterdim. Rakim Hocanin, bayati makamında, sozleri Nihat Hilmi Özeren'e ait ağır aksak usulündeki sarkısını sevgili Annecigim, Singer dikis makinesinin o kivrak ve ritmik ses ve dönüşleri arasinda Odemis'teki evimizde cok ta güzel soylerdi:

"Ne bahar kaldi ne gül, ne de bulbülsesi var,

Ne o canan ne bir ümmid ne gonul neşesi var. Çekecek bence hayatin daha bilmem nesi var.

Ne o canan ne bir ümmid ne gönül nefesi var."

Rakim Hoca'nin nota bilmedigini ve o sebeple yeni bir beste yaptigi zaman, eserini notaya almasını, Ödemiş'teki Kemani Sapkaci Riza Karhan'dan istedigini, biliyorum. Bu anisini, Riza amcam 1956 yılında kendisinden musiki dersleri aldigim sirada benimle paylasmisti. Her üçü de yasiyor olsalardi yüz yaşın üstünde olacaklardi. Ruhları şad olsun.

KORDON

Bir elektrik araci gibi gelir ilk bakista insanın aklina. Ama degil, O'nun İzmir'de ayrı bir yeri ve önemi var. İşte Zeybek Türküsündeki Kordon:

KORDON BOYU

(1) KORDON BOYU seyrine düştüm,             (2) Efem, efem çakır efem,
Titret efem, vur dizin üstüne.                       Kılıncı şakır efem.

Boncuk gibi alnina düştü,                    Seni gören kızlarda,

Parlar tenin ter gözün üstüne.                Mecal mi kalır efem.

(3) KORDON sana yar sana düştü,                 (4) Çekil çekil çıkma yola,
Mızrabını vur sazın üste.                               Sevenler mesut ola.

Ayse, senin gönlüne düştü,                            Efem Ayşeyi aldı,

Bekle durur bir sözün üste.                             Köyünde şenlik ola.

Söz ve Bestesi Erol SAYAN'a ait bir rast türkü; Davulun ritmine uymak zorunda hisseder kendini insan. Egeliler bununla da yetinmez, doğan erkek cocuklarına "Efe" adını da verirler, çoğunlukla.

Kordon'un birincisi ve ikincisi var. Birinci Kordon, körfezden gelen imbat esintilerinin daha cok etkiledigi, güzel ve yüksek binaların oluşturduğu, varlıklı kişilerin yasadiklan tarihi yapilardan olusur. Bu yapilarin gecmisi ve buralarda yasayanların sosyo-ekonomik yapiları hiç merak ettiniz mi? iste, Gavur İzmir deyiminin kokenindeki tarihi öyküyü, yeri gelmisken anlatmak istedik. Bundan once, Gavur İzmir Deyimini, bir makale konusu yapan degerli bilim adamından kisaca soz etmek isterim, sizlere;

Prof. Dr.Şükru ELÇİM (1912-2008):

Merhum Elçin, Halk edebiyati bilim adami idi. Elcin ailesi, benim Annem ve babam gibi Lozan Anlasmasi'ndan sonra mübadil-muhacir olarak Turkiye'ye gelenlerden. Onları, doğup buyudüğü Yunanistan'ın Florina il'inden, Manisa'nin Turgutlu ilçesine yerlestirmisler. Gectigimizyil 27 Ekimde vefat ettiginde 106 yaşında idi, Prof. Dr. Elcin. ölümünden 5-6 yil once kendisi ile tanışmistim, Ankara Bahcelievler 17. Sokaktaki Turk Kültürünü Arastirma Enstitüsü Merkezindeki odasinda. Bana, Ege Denizi'ndeki Oniki Adalar üzerinde Doktora yapmami önermisti. Bunu gerceklestirmek bir türlü nasip olmadi. O'nun anısına vefa borcu olarak bir siirini buraya aktarmak istedim; "Adalara Destanlar" adlı şiir kitabından bir örnek vererek:

BEKLE BENİ

Karsi dagda altın ışık yanar, garip;

Ortasında bir kiz var, oturmus gözleri nemli.

Ben vefasiz degilim, bir kulac bir kulac daha Ayvalık'tan

Bekle beni, bindortyüzellibeşten gelen Sancak Midilli, 10.08.1976

Bilindigi gibi Midilli Adasi 12 adalardan biri idi. Duydugu ozlemi bu siiriyle dile getirmek istemis, Merhum Hocamiz, Ruhun sad olsun.

GÜZEL İZMiR'E GAVUR İZMİR YAKIŞTIRMASININ ÖYKÜSÜ;;

Şimdi de gelelim su kafir ya da gavur yakistirmasina. Neymis, Güzel İzmir'e gavur İzmir yakistirmasının ardındaki gercek öykü..

Merhum Elçin Hocamiz, 1936 yılında Izmir Erkek (Atatürk) Lisesi'nden mezun olmadan once; "... bir gün sınıf arkadasim Akhisarlı Feridun Müderrisoğlu (sonradan Danistay Üyesi) ile bahcede dolasirken aklımiza "Gavur İzmir" deyimi geldi. Bu deyimin neye delalet ettigini edebiyat hocamiz, Türk Ocagi Baskani Esat Çınar Bey'den öğrenebilecegimizi düşündük. Bir gün öğretmenler odasinda konuyu kendisine actik. "Evet" dedi. Deyimin anlamini biz de düşündük.

Bir gün Türk Ocagi'nda dilci arkadasim Mehmet Necip Türkçü, İzmir Belediye Baskam Dr. Behcet UZ ve daha bir iki arkadas konuyu ele aldik. Dr. Behcet UZ'un teklifi üzerine İzmir'in varlıklı, orta kazancta ve fakir semtlerinde bir anketle düşüncelerini sormağa karar verdik. Merhum hocamizin verdigi bilgiye göre anket sonuclarını özetliyorum," diyor ve devam ediyor, sevgili hocamiz Elgin:

"İzmir'in Alsancak iskelesi ile Konak arasında Birinci Kordon'da genellikle Hiristiyanlar oturuyordu. Bunlar genellikle Rum, Fransiz, İtalyan, İngiliz veya Ermenilerdi. isleri güçleri gemicilikti. Lokantalarda, eglence yerlerinde onlarin sesleri, kavgalari duyulurdu. Türkler daha ziyade faytonlarla oradan gecerlerdi. ikinci Kordon'daki ambarların çoğu onlarındı. Günün birinde Türklerden eli kalem tutan olgun bir kisi burada oturanlara ve ticaretle ugrasanlara "KAFiR" sözünden bozma "GAVUR" adını takmis. İzmir'in kurtuluşuna kadar devam eden "GAVUR İZMiR" deyiminin hikayesi ve gercegi budur."

İzmir'de öğrencilik yıllarıma ait birkac anımı da paylasmak isterim;

Yıl 1952, aylardan Eylül. Atatürk Lisesi 1. sınıfına gidiyorum. Lisenin yatılı kisminda yer yok. Fizik ogretmeni merhum Halit OLALI, ayni zamanda Türk Egitim Dernegi'ne ait yurdun da müdürlüğünü yapiyordu. Bu yurda kaydimi ancak 1953'ün Subat ayindan sonra yapabilecegini söylediginde yanimda sevgili Babam da vardi. Babam, hasta idi. Halit Hocaya, su sözleri soylediginde cok hüzünlenmiştim: "Ben, iyilesmesi zor bir hastalığa yakalandim. Yakinda ölebilirim. Bu cocuk okumaya cok hevesli. O'nun elinden tutarsaniz huzur icinde ölebilirim." Hocam, cok icli biri idi. Babam, 3 Subat 1953 tarihinde öldüğünde ben Halit Hocanın yurdunda idim. Bu olay beni cok etkilemis olacak ki edebiyat kolu ogrencisi oldugum halde fizik dersi de okuyorduk. Ve ben, lise bitirme sinavinda bu dersten 10 numara alarak mezun oldum. Sevgi herseyin başı imis.

Ben, Lisede yatılı olana dek, Bahaettin TATIS'a ait Gündoğdu semtindeki ozel yurtta kalacaktim. Nitekim oyle oldu. Her gün sabah Liseye yayan gidiyoruz. Öğle yemegi icin de ayni yolu izliyoruz. Bazen, Birinci Kordon yolunu tercih ediyoruz. Cocukluk iste. Birinci Kordon'daki bu tarihi yapilarda bir zamanlar yabancıların oturdugunu, nerden bilebilirdik? Bu apartmanların birinin zemin katinda Amerikan Dernegi'ne ait Kütüphane vardi. Kalın kitaplar cok ucuz fiyatlarla satiliyordu. Tabi bu kitapların cogu Amerika sevdalisi yeni bir nesil olusturmak icin yazilmis propaganda niteligindeki kitaplardi. Bu ve benzeri etkiler, sonraki yillarda meyvelerini vermeye baslamisti. Hatirliyorum; 1950 ve sonraki yillarda idi, birinci Kordon'dan Gümrük'e hatta Konak istikametine dogru uzanan sahil seridi, arac trafigine kapatilmisti. Amerika'dan gemilerle gelen cok ve cesitli makineler, greyderler, yükleyiciler, kepceler ve adını simdi hatirliyorum; Menderes Devesi dedikleri devasa araclar, gelenler arasında idi. Bunlar, yeni karayolu ağının alt yapisinin olusturulmasinda kullanilacakti. Gemilerle gelen Amerikan mallari, bu genis alanda depolanıyordu. Oysa Atatürk ve devamindaki ulasim politikaları Onuncu Yil Marsi'nda ne de güzel özetlemis, o günün şairlerinden Behcet Kemal Caglar-Faruk Nafiz Camlibel (1933); "Demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan." Karayolu ulasimi yerine demiryolu tercihinin yapılanmasında bu dış etkinin rolu cok büyük. "Türkiye'yi Küçük Amerika Yapacagiz" diyenlerin büyük kısmı şimdilerde yok. Yok, ama oto lastiginden benzine ve yedek parcasına dek uzanan disa bagimlilik, Ulkemizi borç batağından kurtaramadi. Diyeceksiniz ki İzmir'in Liman olmaktan öte ne gibi bir katkisi oldu, olmadi tabi. Liman sehirlerin kaderinde hareketlilik vardir. Deniz yolu, ulusları birbirine baglayan en gecerli, en güvenilir yollar arasında basta gelir. İzmir, bu ozelligi ile yillardir Ulkemizin yüz akı olmustur. İzmir, bir kultur ve ticaret sehridir de ayni zamanda. O nedenle, Enternasyonal Fuar, bu amaca hizmet etsin diye düşünüldü. İşte benim İzmir'deki cocukluk ve genclik yıllarıma dair anı-anekdotlarim. Bunlan, sizlerle paylasmak istedim.